• moonlight sonata

    2429.
    https://video.uludagsozluk.com/v/maria-sharapova-175995/



    26 kasım pazar günü maria sharapova'yı türkiye'de ağırlayacağız. masha, teb tennis stars kapsamında çağla büyükakçay ile bir gösteri maçı yapacak. maçı da canlı yayınlayacağız.

    istanbul'da yaşayan ya da o vakitte istanbul'da olabilecek tenissever bir arkadaşa davetiye hediye edebilirim. 5 davetiye hakkım vardı, 4'ünü hediye ettim, ilgilenen olursa sonuncusunu sözlükten bir arkadaşa verebilirim.

    birden fazla mesaj gelirse şayet (gelmez) uyduruk bir çekiliş yaparım.

    maç sinan erdem spor salonu'nda.

    : şarapova diyoruz, tenis diyoruz, organizasyon diyoruz, davetiye diyoruz; yine doğum günü yine doğum günü...

    güncel edit: uludaggozluk kullanıcı adlı arkadaş davetiyeyi kazandı.
    19 -3 ... moonlight sonata
  • frederic chopin

    214.
    klasik müziğe ilgi duymayan bir insan için bile bir söz alıntılayacağım bu metinde. birkaç defa alıntılayacağım hem de. o sözü tecrübe etmiş olanlar bence eseri dinleme konusunda besteye bir şans vermeliler. hüznü hissederler.

    Bach, Beethoven, Schumann, Liszt veya Faure öyle ya da böyle yorumlanabilir ama sadece Chopin'e ihanet edilir.

    "Chopin, yalnızca Tanrı'nın yaratmaya cesaret edebileceği ve kendine özgü bir mantığı olan muhteşem tutarsızlıkların bir özetiydi.''

    Benjamin Zander, Bir orkestra şefi gücünü, başkalarını güçlü yapma yeteneğine dayandırır diyerek başladığı konuşmasını chopin prelüd no 4'ü izah ederek sürdürür.

    --spoiler--

    Chopin, e'ye hemen gitmedi çünkü eser biterdi.

    Hamlet gibi. O yüzden Chopin de en iyisi dönüp aynısını yapayım dedi. Ardına heyecanı ekler, sonra f diyeze geçer ve e'ye doğru iner.

    Orada aldatıcı ritim kullanır. e'yi sürekli dener ama hiçbir ton uymaz. Sonunda doğru tonu getirir. Bu vizyon ile ilgilidir.

    Şimdi b'den e'ye giden bütün yolu takip edeceksiniz ve bu esnada sizden tek bir isteğim var...

    Çok sevdiğiniz ve artık yanınızda olmayan birisini düşünün... işte o zaman Chopin'in söylemek istediği her şeyi duyacaksınız...

    --spoiler--

    Çok sevdiğiniz ve artık yanınızda olmayan birisini düşünün... işte o zaman Chopin'in söylemek istediği her şeyi duyacaksınız...

    Çok sevdiğiniz ve artık yanınızda olmayan birisini düşünün... işte o zaman Chopin'in söylemek istediği her şeyi duyacaksınız...

    ben bu söylemi, Zander'in bir konuşma yapmasını bekleyemeyecek kadar genç bir yaşta, çocuk yaşta anlamıştım ama anladığım şeyi ilk kez geçtiğimiz 30 gün içerisinde yoğun olarak hissettim.

    Çok sevdiğiniz ve artık yanınızda olmayan birisini düşünün... işte o zaman Chopin'in söylemek istediği her şeyi duyacaksınız...

    https://video.uludagsozluk.com/v/chopin-prelüd-no-4-16035/



    aramızdan ayrılışının 168. yılında, 29 yıllık yaşamımdaki en büyük değerimi, hislerimin tercümanını saygı ve minnetle anıyorum. bestesine "soluk kesilmesi" demişler, gerçekten de soluk kesiyor. düşmüyorum, aksine iyice karanlığa ve nefret sosuna bulanarak yükseliyorum.

    Oscar Wilde ile tamamlayalım yazıyı; "Ne zaman Chopin dinlesem, işlemediğim günahlar için ağlıyorum duygusuna kapılırım.''

    (bkz: chopin prelüd no 4/#4633142)
    bundan 8 sene önce söylediğim sözü bugün de tekrarlıyorum. bu beste, sadece bu beste benim vasiyetimdir. gelin ziyaret edin, dinletin ve gidin.

    Çok çok sevmiş olmanıza rağmen artık yanınızda olamayan ve bir daha da asla olamayacak olan, kalbinizde öldürmek zorunda kaldığınız birisini düşünün... işte o zaman Chopin'in söylemek istediği her şeyi duyacaksınız...

    şerefe.
    18 -4 ... moonlight sonata
  • edgar allan poe

    263.
    --spoiler--
    Aldırmam dünyevi kaderime; çok az dünyevilik var içinde.
    Yılların aşkı unutulunca, bir anlık kızgınlıkla, kederlenmiyorum kimsesizler bile; daha mutlu, daha kibar benden diye.
    Üzülme sen, kaderime benim, ne de olsa ben gelip geçiciyim..."
    --spoiler--

    aramızdan ayrılışının 168. yılında sonsuz saygı ve minnetle andığım büyük deha. zannediyorum ki günümüze ulaştırılan herhangi bir kelimesini gözümden kaçırdığım olmamıştır. benim için çok değerlidir.

    hayatımın en zor kararını almaya hazırlandığım şu günlerde, kendimi satırlarına teslim ediyor ve nefret olgusunun üzerine kin inşa ediyorum.

    --spoiler--
    “O zaman diye mırıldandım dönüp giderken, gerçekler bazen hayal gücünden nasıl da daha tuhaf olabiliyor.”
    --spoiler--

    satırlarıyla, aydınlık hayalleri yakıp yok edilen hayatlara şüphe götürmez ki karanlık dünyada yol gösterecektir.

    bu dünyadan geçti, gitti. her güzel şey gibi, onun da ömrü bitti. 7 Ekim 1849

    edgar allan poe
    22 -3 ... moonlight sonata
  • ekşi sözlük

    9190.
    az evvel almış oldukları bein connect reklamı ile ilgili 2 cümle eleştiri yazısı yazdım, yazdıktan 4 dakika sonra moonlight sonata hesabım silik yapıldı.

    silik yapılan hesabıma düşülen not tam olarak şu şekilde;

    31.05.2017 01:02 [uçur] format

    şimdi 8 senedir sözlük moderatörlüğü yaptığımdan bahsetme gereği duymayacağım çünkü burada formatla uğraşıp başka mecrada itliğin dibine vurabilirdim ama bunu hiç yapmadım.

    7 senelik ekşi sözlük kullanıcı hesabım ile toplamda sadece 20 tane entry girdim, 18 tanesi 5 senelik entryler zaten.

    aylardır girdiğim entry sayısı da sıfırdır. sıfır entry demek; trolleme yapmamak demek - formata aykırı davranacak kadar bile bir şey yazmamak demek.

    buradan da tek mevzunun halen daha zeka barındırmadığını rahatça dile getirebileceğim zorlama bir reklam alımına dair yazdığım yazının hemen ardından format uydurmasıyla hesabımın uçurulmuş olmasıdır.

    yıl olmuş 217, entry imiş, sözlük imiş, artı imiş, nick altı imiş benim gram umrumda olur mu ? olmaz. bunlara doyduk.
    ilgili sözlükte hesap temin etme zorluğu yaşayacak biri gibi mi görünüyorum ? 10 yıldır bu işin içindeyim, cevap hayır.

    beni kızdıran "format" diye uyduruk not düşüp bunun yanlarına kar kalacağını düşünüyor olmaları.

    7 yıllık süreçte girdiğim 20 entry'den bir tanesinde bile değil formata aykırılık, bir harf hatası bile bulsunlar, özür yazısı yazacağım uzun uzun. o yüzden format ayaklarını geçin.

    "zuahahaha mod formatı bilmiyor xd xd" geyiğini birlikte yine yaparız hiç sorun değil ben de zevk alırım ancak alınan tema reklamına eleştiri getirdiğim için format uydurmasıyla hesabımın uçurulmuş olmasını herkesin bilmesini istiyorum.

    ben ses çıkarabilirim sesimi de duyurabilirim ve de 10 yılın ardından bir sözlük hesabı bende heyecan yaratmaz istiyorsanız okur olarak da girişimi engelleyin bu bende bir acı yaratmaz ama sırf eleştirdi diye başkalarını da uçururlarsa diye bilgi verme gereği duydum.

    : buradan lafı bulunduğumuz mecradaki hesap silmelerine bağlayıp beni suçlamayın, 8 9 yıldır koruduğum kolladığım mahkemelik olmasına engel olduğum kullanıcı sayısı yüzlercedir, benim hastalıklı düzeyde adalet takıntım var, bu hususta hep dikkatli olduğumun bilinmesini isterim. kendi adıma konuşurum, tüm yönetim adına konuşmam, kendimden sorumluyum.
    99 -2 ... moonlight sonata
  • doğum günü

    550.
    mark twain, “Hayatınızın en önemli iki günü; doğduğunuz gün ve neden doğduğunuzu anladığınız gündür.” der. ikinci sorunun cevabını bulamadıkça boşlukta savrulmaya devam ediyorsunuz.

    doğum günü, yılbaşı gibi "özel" günleri severdim, sembolik anlamından ötürü. yeri gelir, ayın ilk günleri bile cazip gelir, her şeye sıfırdan başlama motivasyonunu oluşturduğu için. kişinin yaşamında yeni bir sayfa açma oluşturan her an değerliydi bana göre. o yüzden özel olan gün yaklaştıkça içimde hoşluk belirirdi her daim.

    yalnız ilk kez bu sene bu hoşluğu tadamadım ve tadamadığım gibi bir de doğum günümün gelmesini hiç istemedim. günler yaklaştıkça tadım kaçtı, saatler yaklaştıkça iyice huysuzlaştım. artık işler değişmişti, gün geçtikçe anladım.

    bu huzursuzluğun kaynağını içimde aradığımda yaş almak anlamında değil, ruhsal öğelere bağlı şekilde yaşlanmış olduğumu fark ettim. sıfırdan başlama motivasyonu yok, yeni bir sayfa açmak bir anlam ifade etmiyor, enerjim düşmüş durumda. tam anlamıyla modum, "bitse de gitsek" şeklinde.

    bahanelere sığınmak bile yorucu, "demek ki bazılarımız güzel yaşamayı başaramıyor, bunu kabul etmek gerek" dediğimde biraz daha rahatlık hissediyorum. kimileri buna beyaz bayrak sallamak diyor.

    bu hislere daha 29 olduğunda sahip olmak üzücü. insanlar eğlenebiliyor, sevinebiliyor, şahit olabiliyorsun. çabaladıkları şeylerden mutluluk duyuyorlar, muhakkak dertleri var ama o dertlerin hayatlarını etkilemesine daha az izin veriyorlar. seninse içinden gelmiyor, olmuyor işte.

    bugün benim doğum günümdü. ilk defa yarın için planlar yapmadım, günün heyecanını yaşamadım, bir şeyleri düzeltmek için liste hazırlamadım. gerçek mutluluk nedir, insan nasıl hevesli ve istekli hisseder sorularının cevaplarını bir türlü bulamadım.

    çevremdeki insanlar gibi bir şeylerden tat almanın yolunu bir türlü bulamadım.

    kutlu olsun mu yoksa geçmiş olsun mu denir bilemedim. ikincisi daha uygun gibi.

    neyse ki bu var;

    (https://video.uludagsozluk.com/v/doğum-günü-165681/

    57 -1 ... moonlight sonata
  • damdaki deli

    1466.
    sol frame'de "damdaki deli (1)" olacak, belki de kalacak olması üzüntü verici.

    aradan 6 yıl geçince herkes tarafından unutuluyorsun elbet. ben unutmayanlardanım ve sakıncası yoksa, 2010 yılında yaşananları anlatmaya çalışacağım.

    2010 yılında olanları, her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilen insan olmama rağmen, 5 sene boyunca anlatmaya gerek duymadım. 5 sene boyunca anlatma ihtiyacı hissetmeyip de şimdi yazma gereği duymamın bir sebebi var elbet.

    bundan 2 3 ay önce nicki lazım olmayan bir hıyarın teki, Yüksek lisans bitirme tezini gerekçe göstererek, tüm sözlük yazarlarına hastalık oyunu oynayıp, insanların duygularını kullanarak kendine çıkar sağlamaya çalışmıştı. bu hastalık oyunu, uydurulmuş kuzen kişisi aracılığıyla da ölüm bilgisiyle süslenip, insanların şiddetli düzeyde hüzün yaşamasına sebep olmuştu.

    ilgili kişi, 3 ay sonra gelip hepsinin düzmece olduğunu itiraf ettikten sonra defolup gitmişti.

    yaşananların "doğru" zannedildiği dönemde tüm kullanıcıların iyi niyet ve dualarla yoğun ilgi ve sevgi gösterdiklerine şahit olmuştuk. bu yoğun ilgi, sevgi ve sempatinin, doğru insanlara yönlendirilmesini kendime bir borç olarak görmekteyim çünkü unutulmak kabul edemediğim bir hayat problemi ve yaşam içinde unutulanların bir hamle hakkı varken, aramızdan ayrılanların böyle bir hakkı bulunmamakta. onları bizler hatırlamak zorundayız.

    son düzmece olayın ardından orada sunulan güzellikleri ve duaları, ne yazık ki düzmece olmayan ve çok büyük acı yaşadığımız bir insana yönlendirmeyi doğru bulmaktayım.

    6 sene boyunca 100'den fazla yazar, belirli aralıklarla olayın nasıl olduğunu sormuştu, tek tek yanıt vermemiştim. bu entry de hepsine cevap niteliğinde olsun.

    -----

    hakan hayat dolu, pes etmeyen güzel bir çocuktu, genç yaşta toprak oldu. önemseyenler için yaşadığımız süreçleri anlatma ihtiyacı hissettim.

    NOT: damdaki deli nasıl biriydi, damdaki deli'nin sağlık sorunları nelerdi, damdaki deli'yi nasıl kaybettik ? bu soruların cevabını merak eden varsa, bu yazıyı okuyabilirler.

    yine de bu acı olayı yaşadığımız esnalarda aktif olan arkadaşların kullanıcı adlarına yer vermeyeceğim. gerçi cenazesine bile sadece 4 kişi geldi benim dışımda. zaten çok fazla isim yok ancak o isimler de -eğer hala sözlüktelerse- bana ulaşıp bilgi verirlerse kullanıcı adlarını ekleyebilirim. bana ulaşmadıkları sürece, isimleri bende kalsın.

    28 ağustos 2010... ben hafta sonu olduğunu (muhtemelen cumartesi) hatırlıyorum ancak hafızam beni yanıltabilir, teyit etmem gerek. o zamanlar msn çılgınlığının son dönemleri. uludağ sözlük msn grubu diye bir şey kurup, birkaç arkadaşa da yetki vermiş durumdayım ancak moderatör olduktan sonra bu grupta yeterince aktif olamıyorum. bu ritimde ilerleyen günlerin birinde msn'de online olmamla birlikte -net hatırlıyorum- 10-11 kadar yazar arkadaş, hakan'ın(damdaki deli) kardeşinin facebook'ta paylaşmış olduğu "abimi kazada kaybettik" içerikli paylaşımı büyük bir endişeyle paylaşıyor. sarf edilen sözleri en yukarıdan başlayarak okuyor, okuduklarım karşısında yutkunamıyorum. kardeşi, yapmış olduğu paylaşımda bir hastane isminden de bahsediyor, kendi aramızda "arkadaşlar çok acilllllll, fransızca bilen ya da fransızca bilen bir tanıdığı olan tanıdığınız var mı ?" diye düzinelerce yazı yazıyoruz. hayal meyal hatırladığım kadarıyla fransızca bilen biri de bulunuyor ancak hastaneden yeterli bilgi edinilemiyor...

    o esnada hakan ile gerçekleştirdiğimiz uzun sohbetleri anımsıyorum. hakan benim şımarıklığımın sınırı. hakan, geçirdiği kaza söz konusu olmasa bile, her ne kadar son zamanlarda sağlığı iyiye gidiyor olsa da hayati tehlikesi olan bir sorunla mücadele ediyor, hakan tekerlekli sandalye olmadan hareket edemiyor ancak bunlara rağmen hakan gördüğünüz en moralli, en eğlenceli, en mücadeleci, en keyifli insan. onunla kurduğum her sohbetin sonunda, şahsi vasat üstü dertlerimden ötürü kendimden utanıyorum, her sohbetimizde benim dertlerim gündem oluyor, onunkileri sıra gelmiyor. tabii ki bunun kaynağı benim düşüncesizliğim değil, hakan'ın mevcut halini dert olarak görmemesi, büyük bir kudret örneği göstermesi... bazı şeylerin konusunu dahi açtırmıyordu. bunu dertlendiği için değil, önemsiz gördüğü için sağlıyordu.

    gerçekleştirdiğimiz uzun sohbetler derken konudan saptım. o esnalarda ailelerimizden de sohbet ettiğimizi hatırlıyorum ve babasının isminin öyle sıradan bir isim olmadığı aklıma geliyor. hani "ülkede en fazla 100 kişide vardır" diyebileceğiniz türden farklı bir isim ki şu an bile aklıma gelmiyor. (biraz düşünsem bulabilirim ama önemi yok) fransızca bilen birini aramak, kardeşinden facebook'ta cevap vermesini beklemek, -mış, -miş, içerikli düzinelerce varsayım derken, gerçek bilgiyi elde edeceğimiz kişinin babası olduğunu düşünerek, babasının numarasını bulmaya karar verdim. 11880 mi öyle tırıvırı numara bulma sistemlerinden birini aradım ve msn konuşma geçmişinden edindiğim babasının ismiyle, zaten bildiğim soy adını ve ailesinin yaşadığı izmir semtinin ismini telefondaki yetkiliye verdim ve numarasını talep ettim. isminin farklılığı ve semtine kadar bilmenin verdiği katkıyla, ilgili yetkiliden tek bir telefon numarası aldım ve hemen o kişiyi aradım.

    aşağıda babasıyla gerçekleştirdiğim telefon diyalogunu, neredeyse kelimesi kelimesine kadar paylaşıyorum.

    m.s: efendim merhabalar, rahatsız ediyorum ve umuyorum ki gerçekten de rahatsız ediyorumdur ancak hakan yılmaz'ın aile üyelerinden biri misiniz acaba ?

    - evet ben babasıyım.

    m.s: efendim biraz anlamsız olacak ama az önce, arkadaşlarımın dediğine göre hakan'ın kız kardeşine ait bir facebook hesabından, hakan'ın zarar gördüğü (öldüğü diyemiyorum, zoruma gidiyor) ile alakalı bir şeyler yazıldı. bu doğru değil değil mi ?

    - maalesef doğru evladım... hakan, izmir dönüşünde, tedavi olduğu hastaneye dönerken trafik kazası geçiriyor. direkt kaza yüzünden değil ama kaza sebebiyle, tedavi gördüğü sırtındaki/belindeki (anımsayamıyorum) yara enfeksiyon kapıyor. kaza esnasında bu fark edilmiyor. hastaneye getirilene kadarsa fenalaşıyor ve yaşamını yitiriyor.

    m.s: ama bu doğru olamaz ki... izmir'e sizleri görmeye gelmişti, sağlığı daha iyiye gidiyordu. hastaneye dönecek ama 3 ay sonra yeniden izmir'e geri dönecekti, haberler çok iyiydi.

    - maalesef kaza sonrası yaşanan süreçlerin ardından kaybettik evladım..

    m.s: ne zaman defnedilecek, bilgi alabilir miyim ?

    - amcası (yüzde 99 amcası ama bir başka akrabası da olabilir, hafızam beni yanıltıyor olabilir? cenazeyi almaya belçika'ya uçtu.(hakan belçika'da tedavi görmekteydi) cenazenin türkiye'ye gelmesi birkaç günü alacak. geldiğinde defnedeceğiz.

    m.s: orada olmak istiyorum, sizi rahatsız etmemde sakınca var mı ?

    - yok evladım, her zaman arayabilirsin.

    m.s: başımız sağolsun, acınızı paylaşıyoruz efendim.

    - sağolun evladım, dostlar sağolsun...

    babasıyla aramda geçen telefon konuşması, kelimesi kelimesine böyle oldu. ufak tefek anımsayamadığım noktaları yok sayın, içerik tam olarak böyleydi. önce msn grubundaki arkadaşlara bilgi verdim. inanamadılar. önce orada bilgi verdim çünkü damdaki deli, msn grubumuzun en eğlenceli ismiydi, oradaki herkesle çok yakın arkadaştı. ilk bilgiyi onlara vermeyi doğru buldum.

    ardından sözlükte entry girdim; (bkz: damdaki deli/#9198752)
    ardından da gelişmeler'den duyuru yaptım. kaynak bendim, hata riski yoktu, herkesin bilgisi olsun istedim.

    benim hayatımın 21 senesi izmir'de geçmiştir. hakan'ın ailesi de oradaydı. 2008'den beri konuşurduk. ilk kez yolu izmir'e düştü ancak istanbul'da çalışıyordum ve gelemedim onu görmeye. izmir'de yaşayan bir iki sözlük yazarıyla konuştu, görüştü (kim olduklarını hatırlamıyorum) ama ben gelemedim. işin acı yanı, türkiye'ye geldiği ilk gün kendisine zirve organize etmeye söz vermiştim ancak istanbul'da olduğum ve çalıştığım için sözümü tutamamıştım. sözümü tutamamak zoruma gitmedi ama bu konuyu kendisine anlattığımda, bana verdiği cevap çok zoruma gitti.

    m.s: oğlum çok istiyorum gelmeyi, seni görmeyi ve sözlük zirvesi organize etmeyi ama biliyorsun iş yerinden çıkamıyorum ya.

    damdaki deli: dert ettiğin şeye bak, hem merak etme sağlığım artık iyiye gidiyor, üç ay içerisinde yine izmir'e geleceğim, uygun olursan o zaman yaparsın.

    m.s: bana 3 5 gün öncesinden haber ver yeter. sözüm söz, o zaman iznimi ayarlayıp geleceğim.

    izmir'e gitti, ailesiyle vedalaştı, tedavi gördüğü belçika'ya geri döndü ama geçirdiği kazanın ardından gerçekleşen olaylar sonucunda hayatını kaybetti. çocuk bildiğin anne babasıyla vedalaşmaya gitti. her düşündüğümde kalbimi acıtır...

    devam ediyorum;

    cenazenin türkiye'ye getirilme tarihi ile alakalı aldığım bilgiyi o zamanlar önce msn grubuna sonra da sözlüğe yazdım.

    2016 ağustos itibariyle sözlükte zaman geçiren arkadaşlar; size tam da 2010 ağustos ayında sözlükte ve msn grubunda dönen sohbeti anlatayım. biraz olsun beni tanıyan insan, yalan söylemediğimi anlayacaktır.

    msn grubu, -birer birer ortadan kalkmış olmalarını hesaba katmazsak- girilen entry'lerden ve o gün bana gelen mesajlardan hesapladığım kadarıyla hakan'ın cenazesine rahat 70 - 75 kişi katılacaktı. sol frame'i ve şimdilerde yok olan entry'leri görmeniz gerekirdi. akın akın cenazeye geliyordu insanlar. gururlanmıştım bir kez daha. ne müthiş bir insandı ki seveni ne kadar da çoktu... elbette ki işi gücü sınavı olanları da hesaba katıyor ve "75 kişi gelmekten bahsediyorsa, 25 tanesi istese de gelemez, rahat 50 kişi katılır cenazeye" diyordum. insanların işlerinin olmasına, derslerinin olmasına (yaz tatili) her halukarda saygı duyuyorum ve o gün entry giren, bana mesajla ulaşan ve msn grubunda konuşan insanların 50 tanesinin cenazeye katılacağını düşünüyordum.

    cenazeye 5 kişi geldi. yalnızca 5 kişi. 5 amına koyayım, 5. bir tanesi bendim, beni geç 4 kişi. bu 4 kişiden ikisi izmir'de oturuyordu, biri manisa'dan geldi diğeri ise ankara'dan. izmir'de oturanları pek tanımıyordum, tanışmış oldum. manisa ve ankara ile her zaman iyi ilişkilerim oldu. tabii geçen yıllar süresince herkes kendi yaşamına odaklandı ve koptuk gittik.

    ben izmir'e geldim. direkt bana verilen adrese gittim. bizim eşyalarımızı, çantalarımızı hakan'ların evlerine koydular. mükemmel bir ailesi vardı hakan'ın. cenaze namazını kıldık, ardından hakan'ın uzak bir akrabası (enişte diye hitap edilecek bir akraba diye hatırlıyorum ama emin değilim) ben ve 4 arkadaşımı kendi arabasıyla hakan'ın ebedi istirahatgahının olacağı izmir pınarbaşı mezarlığına götürdü.

    merak edenler için adres: izmir, Gürpınar, 35060 Bornova/izmir

    hakan'ı toprağa verdik... o esnada annesi ile birkaç dakika iletişim kurabildim.

    annesine, "az önce elinizi öpen arkadaş ve arkamdaki diğer 3 arkadaşla birlikte geldik, hakan'ın internetten dostlarıyız annem" dedim.

    kendisine, "uludağ sözlük'ün binlerce yazarını temsilen geldiğimizi, her bir kullanıcının selamını ve duasını getirdiğimi, hakan'ı çok sevdiğimizi ve kendisine hep dua edeceğimizi" söyledim.

    çok mutlu oldu, kendi oğlu gibi sarıldı.

    mezarına toprak atarken canımız çok yandı. olan olmuştu, duamızı okuduk ve aile üyeleri tarafından önce yaşadıkları semte götürülüp çantamızı, valizimizi aldık. ardından da orada olmayı çok istediğine adım gibi emin olduğum, bir başka dostumuzla görüşüp oradan ayrıldık.

    1 gece kaldım ve eve döndüm. internetin ne denli bir çöplük, ne denli bir sahtelik olduğunu ben hakan'ın ölümünde anladım. o zamanlar yeni moderatördüm, 1 sene bir şey. ilerleyen yıllarda moderatörlük tecrübesi de beni internetin ne denli bir pislik yuvası olduğuna ikna ettirecekti ancak bunu bir ölümle yaşamak zoruma gitmişti. yüzlerce insan acı yaşıyordu. güzel artı oy ve nick altı kasıldı o gece. 3 gün sonra cenazede kimsenin olmaması da sorun değildi ama 1 2 kişi haricinde gelemeyeceğini bildiren insanın olmayışı, o gün hüngür hüngür ağlayan tiplerin bir gün sonra yine x yapan kız başlıklarında coşmaları, yaşama bakış açımı değiştirmişti.

    ben ve birkaç arkadaşım, çok güzel bir insana karşı son vazifemizi yerine getirdik. boş beleş bir insan olsaydı bunu bile dile getirirdim ancak hakan, tekerlekli sandalyeye mahkum, yaşamını tehlikeye atan sağlık sorunları olan ama buna rağmen hepimize hayat ve enerji dersi veren biriydi.

    sözünü verdiğim zirve organizasyonunu yerine getiremediğim için affet kardeşim. o yıllarda böyle şeylere önem veriliyordu, şimdiki gibi değildi. istedim ama yapamadım. hep içimde ukdedir. katıldığım her zirveye kalbimde seni de götürdüm.

    o tarihten sonra msn grubumuz zaten dağıldı, sözlük içi iletişimimiz bile zarar gördü. içimiz ukdelerle, gözümüz yaşlarla çöktü.

    diğerinin nicki bende saklı kalsın da şu sözlükte ilk nick altı entry'sini girdiğim iki kullanıcıdan birinin yaşamını yitirmesi, diğerininse 2 sene hapis yatması beni ne derece uğursuz yapıyor bilemiyorum.

    (bkz: damdaki deli/#4418176)

    aramızdan ayrılışının 6. yılında, sevgili dostumu saygı ve özlemle anıyorum. mekanı cennet olsun.
    134 -3 ... moonlight sonata
  • 2016 rio de janeiro olimpiyatları

    71.
    22.30 civarı sportstv'de Rio 2016 programına telefonla bağlanarak, voleybolda kadınlarda Sırbistan - Hollanda maçı sonrası grupta oluşan durumu ve erkeklerde italya'nın Brezilya'yı mağlup etmesi sonrası, aynı puana sahip 4 takımdan kimin playoff dışında kalacağını değerlendireceğim, ilgilenenleri beklerim.

    https://video.uludagsozluk.com/v/2016-rio-olimpiyat-oyunları-154755/

    12 -1 ... moonlight sonata
  • sözlük yazarlarının başından geçen ilginç olaylar

    234.
    karnı aç olanlar okumasın

    1) açlıktan öldüğüm bir günün son saatlerinde, akşam yemeği şerefine 20.45'te yemeksepeti üzerinden bir adet pizza sipariş ettim. siparişimin not kısmına büyük harflerle (siyah zeytin olmasın lütfen) yazdığım gibi, bayram kutlamasını da ihmal etmedim. siyah zeytinden nefret ederim.

    - 21.15 gibi siparişim geldi. "ne olur ne olmaz, eleman gitmeden siparişi bir kontrol edeyim" düşüncesiyle pizzanın kutusunu havaya kaldırdığımda, pizza görünümlü karafatma ile karşıya karşıya kaldım. hazırlayan "ya zeytin olmasın" detayını, "bol zeytinli olsun" olarak algıladı ya da olayı piçliğe döktü bilemiyorum ama bildiğim şey pizzanın, zeytinden ötürü görünmediğiydi. siparişi iade ettim geri gönderdim.

    2) sinirlerim yatışınca saat 21.35 gibi bu sefer mcdonald's üzerinden en zararlısından bir menü sipariş ettim.

    - siparişim, klasik yoğunluk sebebiyle 23.00'te geldi. buz gibi geldiği yetmiyormuş gibi bir de pos cihazı getirin notuma ve seçimime rağmen, siparişimi getiren arkadaş cihazı unuttuğundan nakit ödememi istedi. öyle bir dünya yok dedim, siparişin soğukluğunu hesaba katarak, bu siparişi de geri gönderdim.

    3) bunların hepsinin amerika'nın oyunları olduğunu düşünüp 23.15 gibi mahalle kebapçısından yoğurtlu kebapkolalı bir menü sipariş ettim.

    - 00.00 sonrası geldi. merdivenleri hızlı şekile çıkıp, siparişi teslim edip hemen işine dönmeyi kendine görev edinen arkadaş hızlı hızlı merdivenden çıkarken merdivenlerden düştü ve yere yuvarlandı. tabii o esnada "yoğurtlar kebaba, kebaplar kolaya, kolalar ağaca dönmeli yurdumda" karmaşası yaşandığı için yemek piç oldu. abi yeniden getireyim mi teklifine "abinin amnakoyim" karşılığını verdikten sonra "motor kullanıyorsun dikkat et" büyüklüğü yaparak, elemanı geri gönderdim.

    dış dünyaya dair umutlarımı yitirmiştim. oysaki ben sadece yemek yemek istemiştim. dolapta zor günler için sakladığım 4 adet çubuk krakerim vardı. onları yiyerek hayatta kalmalıydım çünkü kokoreç sipariş etsem, bu olaylardan sonra beni neyin bekleyeceği konusunda az çok tahminlerim olmaya başlamıştı...
    50 -5 ... moonlight sonata
  • bilge adam salih

    250.
    dikkate alınması gereken iki detay var,

    1- hiçbirimiz farkında değiliz ancak belki de şu zamana dek onlarca kullanıcı hayatını kaybetti, etmeye de devam edecek ama her yazarla yakından iletişim kurma imkanımız mümkün olmadığından, bu tip durumlara ilişkin bir şeyler yazamıyoruz. kullanıcı adlarına "aramızda" yazısını eklediğimiz, vefatlarını ailelerinden teyit ettiğimiz kullanıcılar olduğu gibi, hiçbir yakınlığımız olmadığı için vefat haberlerini teyit edemediğimiz arkadaşlarımız da oluyor.

    bir zamanlar aramızda olan ancak bugünlerde bizlerle birlikte olamayan her yazara allah'tan rahmet diliyorum.

    2- alınmaca olmasın ancak moderasyon da demiyorum, tecrübe ettiğim kadarıyla vefat eden arkadaşlarımızın cenazelerine katılan ben olduğum için kendi bilgilerimi doğru bulmayı tercih etmekteyim; eğer ki bir yazarın aramızdan ayrıldığını bizzat ben gelişmeler'den duyurmadıysam, burada yazılan entry'lere, dışarıdan alınan vefat bilgilerine asla inanmayın! bu tip haberler gerçek olabileceği gibi (tecrübelerime göre maksimum yüzde 5), gerçek olmadığı yüzlerce örnek de olmuyor değil.

    en sıradan örneği vererek kapanış yapayım; hakan'ı (damdaki deli) kaybettiğimiz hafta 15 gün içerisinde sözlük içinden ve sözlük iletişim bölümünden düzinelerce! kullanıcımız! yaşamlarını yitirdiklerine dair kendi hesapları üzerinden (arkadaş, akraba) rolüne girerek "bizim arkadaşımızın ölümünü de duyurur musunuz acaba" diye bize ulaşıyorlardı. orada gerçek bir kayıp yaşıyoruz, arkadaşımızı kaybettik, ailesiyle konuştuk, memleketine gittik, cenaze törenine katıldık, her şey bu denli acı ve ciddi ama buna rağmen "aniden" 30 kişi birden kendi nickleriyle öldüklerine dair bize mesaj atıyorlar... işte internet böyle bir çöplüktür.

    bu ince bir konu. yine de internet denen pislik üzerinde bir şeylerin acısını çok da çekmeyin. ben 100 tane ölüm haberi aldım, sadece 5'i doğru çıktı. keşke onlar da doğru olmasaydı.

    mesajlar üzerine iki edit:

    1 - "bu tip haberler gerçek olabileceği gibi (tecrübelerime göre maksimum yüzde 5)"

    konu ölüm olunca, yüzde 5 önemli bir oran oluyor arkadaşlar. benim anlatmak istediğim "kayıtsız şartsız" yıkılmayın. sonucun düşündüğünüz gibi acı olmama ihtimali -benim tecrübelerime göre- yüzde 95. bu oran, içte her daim bir umut olması için tatmin edici görünüyor.

    2- kullanıcı log'larına yalnızca haberi aldığımız gün ve sonrasındaki birkaç gün bakmıştım. sözlükte, özellikle yazar işlemlerinde aktiflik oranım sıfır olduğu için olaydan 1 hafta sonra yazar log'larına hiç göz atmadım.
    75 -9 ... moonlight sonata
  • moonlight sonata dinlerken gelen ağlama hissi

    2.
    bende de olan histir. yalnız değilsiniz.
    29 ... moonlight sonata
  • davranış analizi

    3.
    zeka seviyesi, cehalet düzeyi ve niteliklerin ölçüsü başta olmak üzere belki de düzinelerce detayın ince işlenmesiyle sonuç alınabilen, faydacılık - hayat kolaylaştırma - insan yönetme - mutlak kontrole sahip olma gibi işe yarar yanları olan profil çıkarma işlemi.

    benim bakış açıma göre, tek bir hedef için tek bir zeka seviyesi yeterlidir ancak yaklaşık 55-60 sene süren bir dünya yaşamını tek bir hedefle, tek bir rakiple, tek bir engelleyiciyle kapatmıyoruz. çocukluktan ergenliğe, ergenlikten yetişkinliğe, bu noktadan yaşlılığa kadar tüm süreçlerde çok sayıda insanla iletişim kuruyoruz. çok sayıda mücadele içerisindeyiz, çok sayıda insana kendimizi sevdirmek istiyoruz, çok sayıda insanı geçmek istiyoruz, çok sayıda insanı yenmek istiyoruz, çok sayıda insanın takdirini kazanmak istiyoruz ve bunun gibi nice çok sayıda sürecin içerisinde yer alıyoruz. bu süreçlerde de yüzlerce insanla etkileşim yaşıyoruz.

    hayatı kolaylaştırmanın, haz elde etmenin ve güçlü olmanın yolu, insanı yönetebilmekten geçer. bunun da tanımı davranış analizidir.

    dünyayı insan denen varlık yönetiyor. ne kadarını kontrol edebilirsen, o kadar güçlü, rahat ve keyifli olursun. "ben dünyaya sürünmeye, acı çekmeye ve mutsuz şekilde yaşam sürmeye geldim" diyenimiz yoktur muhtemelen. hepimizin hedefi maksimum fayda. maksimum fayda elde etmenin en direkt yolu insanı kontrol edebilmektir. insan yönetmek özel bir yetenektir, manipülasyon gerçekten de kolay iş değildir ve doğuştan gelen bir şeydir. doğuştan gelen bu şeyi mükemmelleştirebilmek ise uzun yıllar alır. varım yoğum, her şeyim manipüle üzerinedir, yüzlerce beceri eksikliğim arasında bana sunulmuş tek becerimdir. tembel ve zihin yoluyla daha ileri düzeyde tat alan insanların mecburen kullanmak zorunda oldukları bir seçenektir. bu seçeneği kontrol edemediğiniz takdirde, yaşamınızın tamamına sahtelik ev sahipliği yapabilir ancak bundan şikayet etmeyecek kadar tembelsinizdir.

    eğer ki maksimum faydayı hedefliyorsak, insanı yönetebilme düşüncesi cazip geliyorsa ve bu konuyla ilgili alınabilecek her tüyoya kapı açıksa, işte en şahanesini edgar allan poe gözler önüne sermiştir.

    the purloined letter'daki ilgili kısmı alıntılıyorum;

    --spoiler--

    yalnız kendi zeka anlayışlarını hesaba katıyorlar, saklı bir şey aradıklarında da kendilerinin saklama yöntemlerine göre arama yapıyorlar. aslında kitlelerin düşünme yöntemleriyle düşündüklerinden, bir bakıma öyle davranmakta haklılar fakat şüpheli kişinin düşünme sistemi kendilerininkinden farklıysa, o zaman şüpheli kişi onları atlatabilir. eğer şüphelinin zeka seviyesi onlarınkinin altındaysa çoğu kez, üzerindeyse her zaman sonuç bu olur.

    --spoiler--

    hemen öncesinde de şöyle bir örnekleme var

    --spoiler--

    birisinin ne kadar akıllı ne kadar şapşal ya da ne kadar fesat olduğunu anlamak, o sırada aklından geçenleri öğrenmek istediğimde, yüz ifademi mümkün olduğunda karşımdakinin yüz ifadesine benzetmeye çalışır, ardından kalbimden ve beynimden ne tür duygu ve düşüncelerin geçtiğine dikkat ederim.

    --spoiler--

    aklı, rakibin akıl yürütme yöntemiyle eşleştirme. kilit bu.

    sevmeyi ya da kendimizi sevdirmeyi istediğimiz insan bile bizim rakibimizdir. onu elde etmek, bir mücadeleyi kazanmak gibidir. mücadelenin olduğu yerde de minimum iki ayrı rakip vardır.

    bir insanın yapacağı en büyük hata, tek bir zeka seviyesine göre düşünmektir. çok zekilere karşı çok zeki olunmalı, normal zekaya sahip insanlar karşısında onlara eşit olmalı, aptallar karşısında da aptal olunmalıdır. hayatı kolaylaştırmanın, insan kontrol edebilmenin temel kontrol noktası budur. daha sonra yüzlerce tecrübeyle bu kontrol noktası mükemmelleştirilir. hayatımda bu kadar haz duyduğum başka hiçbir şey bulunmamaktadır. belki bahis yapmak..

    insanlar her zaman daha zeki ve daha aptal olmayı başarabilmelidir. 25 sayfa yazmamak için sadece zeka ve aptallıktan bahsediyorum. aslında buradan elde edilecek kazanım muhteşem düzeyde değil, bana güvenin. asıl kazanım cehalet ve kültür düzleminde ortaya çıkıyor. cehaleti yönetebilmek muazzam bir şey. şu an mevcut hükümetin yaptığı da bu değil midir ? en az 3 çocuk derken doğan şey, 3 yeni cahildir...

    bizim bireysel ilerleyişte yönetmemizin tek amacı hayatımızı kolaylaştırmaktır, zarar vermek değildir. zarar verme niyetinde olsam ocak söndürebilecek bir adam olduğumu bilmekteyim ama niyet önemlidir, allah korkusu da bunu destekler.

    sanat konusunda aşmış insanlar arasında sırıtmayacak bilgi birikim ve davranış biçimlerine hakimiyetle ne kadar çok fayda elde ediyorsam, kapımın önündeki parkta gece takılan keşlerin arasında da onlar kadar isyankar ve cahil olmayı başarabiliyorum. bir bedenle dünyaya gelinebilir ama birden fazla hayat yaşanmalıdır. sanat örneğinde amaç bellidir, keş arkadaşlar örneğinde de amaç güvenliktir. manyağın tekinin gece bıçak çekmesi gibi bir endişe yaşamayacağınız gibi bir de onlar tarafından korunursunuz. onların zeka seviyesine, birikim seviyesine uygun davranışlar göstermek ama bunu bir tık üst kalitede yapmak yeterlidir. o bir tık üst kalite, onların erişmek istedikleri seviyedir ve siz de o seviye için gereklisinizdir. bu yüzden de kollanırsınız. aynılarını market sahibi için de yaparsınız, cafe sahibi için de yaparsınız, işveren için de yaparsınız. herkesin profili ayrıdır, profil çıkartma işlemi profesyonel bir süreçtir, manipüle ise saha görevidir, zevklidir.

    amaç, zorluklardan uzaklaşacağımız, yaşamımızı kolaylaştıracak her türlü güzelliğin akmasını sağlamaktır.

    yukarıdakileri uygulamanınsa tek bir negatif sonucu oluyor, olacaktır. bu da bir bedeldir. cezadır. tanrı tarafından her şey düşünülmüştür.

    (bkz: the ballad of reading gaol/#32186707) entry'nin sonunda bahsettiğim üzere;

    "birden fazla hayat yaşayanı, birden fazla ölüm bekler"

    tek bir ölüm bile korkutucuyken, çok sayıda profili tek bir bedene sıkıştırmak, acı verici olacaktır...
    29 -1 ... moonlight sonata
  • the ballad of reading gaol

    9.
    sağlıklı bir zihin ve sorunsuz bir psikolojiden nasibini almamıştır. hastalıklı bir zekanın, bambaşka bir bakış açısının ürünüdür, çok etkilidir. şahsımı da derinden etkileyendir.

    sembollere tutunacak olursak, birçoğumuz bir zindanda mahkum değil miyiz ? kimimiz bir ülkede/şehirde, kimimiz bir ailede, kimimiz değiştirilemeyen düzende, kimimizse zihnimizde... ben dördüncü torbadan zindana katılanlardanım, nam-ı diğer ölüm grubundayım. insan beyninden korkunç bir zindan görememekteyim.

    "oysa herkes öldürür sevdiğini" bölümü, facebook post'u olarak dangalak zihinlere aforizma hazzı yaşattığından beri gözümde değersizdir. tabii ki bu oscar wilde'ın suçu değil.

    bakın ne güzel söylemiş;

    en yüce yerdir zerafetin tahtı
    uğruna tüm insanların uğraştığı
    pekim kim dayanabilir darağacında
    boynunda ilmekle durmaya
    ve gökyüzüne son bir defa
    celladın elleri arasından bakmaya...

    bir de şu var, şahane!

    aşk ve hayat güzel olduğu zaman
    ne de tatlı olur keman sesiyle dans etmesi
    pek nazik ve nadir olur
    sazlarla, sözlerle dans etmesi
    ama güzel olmaz hiçbir zaman
    titrek ayaklarla havada dans etmesi!

    oscar wilde, derin şekilde yaralanarak zindanından kurtulmayı başardı belki ama sözcükleri gösteriyor ki belki de ruhu halen daha acı çekiyor. belki bu bile bir şans, sonuçları çok ağır olsa da özgür hissetmek güzel olsa gerek. peki ya zindan zihindense ? işte ondan çıkmak olmuyor. zayıflık, çaresizlik, şanssızlık, nefret, ucu görünmeyen şiddette bir sinir, değişememek ve diğerleri. o kadar sembol demişken, aslında zihin de burada bir başka şeyin sembolü. yaratıcının... kişinin zindanda kalmasını isteyen o'dur, duaları kabul etmez, yön göstermeyi tercih etmez, ki zaten öyle güçsüz düşürerek yaratmıştır ki kulunu, buna rağmen vermiş olduğu "sen dünyayı yöneteceksin" mayasıyla hem ruhen hem de bedenen tüketir. böyle bir uyumsuzluğu taşıyabilmek hiç kolay olmayacaktır.

    çok fazla eksikle yaratıp ruha çok fazla onur, gurur üflemek de niyedir ? böyle bir zayıflıkla kim nasıl mücadele edebilir ?

    ve reading zindanı balladı'nda yer alan sayfalarca içerikten sadece şahsım üzerinde değerlendirebileceğim bir kısımla da bu yazıya nokta koyuyorum.

    "birden fazla hayat yaşayanı, birden fazla ölüm bekler"

    her şeyi kaybederek başlamak, her şeyde kaybederek devam etmek, yine de o "üflenen" gururdan pes edememek, kabullenememek gibi.

    yazıklar olsun.
    16 ... moonlight sonata
  • core ngrato

    1.
    "Core 'ngrato"

    Salvatore Cardillo ve Alessandro Sisca imzalı italyan halk ezgisi. nankör kalp anlamına gelir. derin bir aşk acısını konu alır, catari/katarin'e isyan edilir.

    Luciano Pavarotti ve Andrea Bocelli öyle iyi yorumlarlar ki neredeyse acıyı benim bile hissetmemi sağlayacaklardı. sağlıklı psikolojiler için acı ve etkileyicidir. dillendirilmiş de olsa gizlenmiş de olsa "sağlıklı" hislere sahip birçok insanın hayatından bir katarin geçip gitmiştir. bu da acının dilinin olmadığının ispatlarından biridir. sağlıklı olmayanlar içinse dili, tekniği ve yorumlanışı harikûlâdedir. görünen o ki beste her psikolojiye hitap edebiliyor. onu başarılı kılan da budur.

    "katarin neden bana acı sözler söylersin,
    neden kalbime işkence edersin,
    sakın unutma sana kalbimi verdim katarin
    unutma.."

    Luciano Pavarotti
    https://www.youtube.com/watch?v=fEzgh2i_BdE+

    catari, catari,

    pecchè me dici sti parole amare,
    pecchè me parle e 'o core
    me turmiento catari?

    num te scurdà ca t'aggio date 'o core, catari
    nun te scurdà!

    catari, catari, che vene a dicere

    stu parlà, che me dà spaseme?
    tu nun 'nce pienze a stu dulore mio
    tu num 'nce pienze tu nun te ne cura

    core, core 'ngrato
    t'aie pigliato 'a vita mia.
    tutt' è passato
    e nun'nce pienze cchiù!

    catari, catari,

    tu nun 'o saie ca'nfin'int' a na chiesa
    io so' trasuto e aggio priato a dio, catari.
    e l'aggio ditto pure a 'o cunfessore:

    i' sto a fuffrì
    pe' chella llà!
    sto a suffrì,
    sto a suffrì, nun se po' credere,
    sto a suffrì tutte li strazie!
    e 'o cunfessore ch'è persona santa,
    m'ha ditto: figlio mio, lassala sta', lassala sta'.

    core, core 'ngrato

    t' aie pigliato 'a vita mia.
    tutt' è passato
    e nun'nce pienze cchiù!
    14 ... moonlight sonata
  • sposa son disprezzata

    2.
    Yıldırım Beyazıt ile Timurlenk arasındaki savaşı konu edinen "Bajazet" operasından bir arya. Tabii içerikte resmi tarihe fazlaca sadık kalınmamıştır ki Bajazet de zaten La Merope adlı operadan yapılmış bir derlemedir. (eserin orijinali Vivaldi'ye ait değildir)

    dinlerken kalbimin gözyaşlarının ruhuma doğru aktığını hissedebiliyorum. Cecilia Bartoli sanki sadece benim içime işlesin diye seslendirmiş gibi. o derece hissediyorum.

    alkol oranı yüksek bir içki sponsorluğunda, boşa giden yıllara isyan edilerek başlanan gece, boşa gidecek gibi görünen geleceğe dair hiçbir heyecan duyulmaksızın tamamlanır, ardından sızılır. bu, "ben doğru yaşamayı beceremedim" demeyi kabulleniştir. bu kabulleniş, en azından birkaç saatlik uyku huzuru tatmanıza izin verecektir. uyandığınızda her şeyin geri geleceğini bilmekse, beklenen huzurun etkisini çoktan dindirmiştir.

    "Tanrım, cesaretim yok!
    Cesaretim ve metanetim..."

    https://www.youtube.com/w...S4NFAXU&feature=share+
    13 ... moonlight sonata
  • zirvede bırakıyoruz bursa veda buluşması

    123.
    (konuyu daha fazla ön plana çıkarmamak adına entry'i tematik mod dahilinde gireceğim)

    "neye veda ediyorsunuz yha, biz anlayamadık yha" içerikleriyle 3'er gün arayla entry girenler ve "organizasyon yapıyorsunuz, insanları davet ediyorsunuz eheheh" cinsliğini yapanlar biraz kafa açmış olsalar da gerçekleştiğine sevindiğim organizasyon.

    -evet saydım- benim için bursa'da sembol isim haline gelmiş tam olarak 8 kişiyi görme niyetiyle bu vedayı gerçekleştirdim. bu 8 arkadaştan 7'si sağolsun beni kırmayıp geldiler. gelemeyen sekizinci arkadaş ise zaten istanbul'da yaşıyor, onunla her türlü ödeşiriz.

    kullanıcı adı veremesem de kimi hastası varken, kimisi çok ağır hastayken, kimisi de cenazesi varken 30 dakikalığına da olsa geldi. 300 500 km uzaktan gelen de oldu. bu 7 8 insan, kendilerine verdiğim değeri boş çıkarmadılar, teşekkür ediyorum.

    ek olarak zirveyi sol frame'den görüp katılım gösteren arkadaşlar da oldu, onlara da çok teşekkür ediyorum. ayaklarına sağlık.

    gelemeyeceğini gerek entry girerek, gerek mesaj atarak, gerek arayarak belirtenler ise ayrı kafa açıyor. ben insan seven, insanı umursayan biri değilim oğlum ya. "ahh ya nasıl gelmezsin" diyeceğimi hangi cins düşündü de bana mesaj atma gereği duydu anlamış değilim. kendi kendinize tribe girdiniz sadece. -"abi şu oldu, bu oldu" demekle kasmayın kendinizi.

    eski defterler kapanır, yeni sayfalar açılır. moonlight karakteri ölmüştür. bir daha zirve adı verilen herhangi bir şeye gelmeyeceğim, bursa hatıralarını tebessümle hatırlayacağım. hakkınızı helal edin.

    ''Dedi ki kuzgun; “Bir daha asla”...
    23 -6 ... moonlight sonata
  • ludwig van beethoven

    152.
    (her ne kadar kendisinin Mondscheinsonate tercihinden haberi olmasa da) kullanıcı adımın ilham kaynağı, johann sebastian bach ve frederic chopin'den sonra üç numaralı adamım, klasik müzik tarihinin büyük üstadı.

    tarihler 17 Aralık 1770'yi gösterdiğinde almanya'da dünyaya gelmiş, bugün dünyaya gelişinin 245. yılını kutlayan, iyi ki doğmuş, "keşke ben ve benim gibi lüzumsuz insanların hayatlarından alınıp kendisine ömür verilseydi de daha fazla bestesini insanlığa sunabilseydi" diye düşünmekten kendimi hiçbir zaman alamadığım büyük zeka, büyük bestekar, ulu insan.

    bedenler toprağa karışabilir ancak insanlığa sunulanlar ilelebet yaşayabilir. beethoven da bunu başaran yüce kişiliklerden yalnızca bir tanesi.

    deliliğini algılayabildiğimin farkında olduğum için dahi kendimi mesud hissederim.

    sonsuz saygı ve sevgiyle; iyi ki doğmuş. iyi ki gerçek müziği tatmamıza hizmet etmiş.

    haliyle günün sembolik bestesi de beethoven piyano sonatı no 14'ten geliyor. (isim tercihinden hazzetmesem de nam-ı diğer Mondschein sonate)

    https://www.youtube.com/watch?v=nT7_IZPHHb0+

    ek: video.uludagsozluk'e bile reklam almayı başarabilen büyük düşünür zall'a buradan sevgilerimi! gönderiyorum. eser dinlemeyi beklerken kulak zarı patlatan mentos reklamını duymaya gerçekten çok ihtiyacımız vardı...
    36 -1 ... moonlight sonata
  • frederic chopin

    168.
    ''Çok sevdiğiniz ve artık yanınızda olmayan birisini düşünün...''

    39 yıllık yaşamına sığdırdıklarıyla ben ve benim gibi birçok insana acının güzelliğini hissetmeyi öğretti. her bir bestesini o kadar çok sayıda dinledim ki belki de yaşamımın sadece 2 senesi chopin müzikleriyle geçmiştir diyebilirim. kendisine ayırdığım günlerin, haftaların, ayların hatta yılların sonucunda da onu, hissettiklerini ve hissettirmek istediklerini en iyi anlayanlardan biri olduğumu biliyorum.

    (bkz: chopin balad no 1)
    (bkz: chopin piyano sonatı no 2)
    (bkz: chopin noktürn no 20)
    (bkz: chopin prelüd no 15)

    (bkz: frederic chopin in mazurkaları)
    (bkz: frederic chopin in valsleri)

    "Chopin, e'ye hemen gitmedi çünkü eser biterdi. Hamlet gibi. O yüzden Chopin de en iyisi dönüp aynısını yapayım dedi. Ardına heyecanı ekler, sonra f diyeze geçer ve e'ye doğru iner. Orada aldatıcı ritim kullanır. e'yi sürekli dener ama hiçbir ton uymaz. Sonunda doğru tonu getirir. Bu vizyon ile ilgilidir. Şimdi b'den e'ye giden bütün yolu takip edeceksiniz ve bu esnada sizden tek bir isteğim var;

    ''Çok sevdiğiniz ve artık yanınızda olmayan birisini düşünün...''

    ''Bu insanı akla getirin ve aynı anda b'den e'ye olan yolu takip edin. işte o zaman Chopin'in söylemek istediği her şeyi duyacaksınız.''

    https://video.uludagsozluk.com/v/chopin-prelüd-no-4-16035/



    benjamin zander - ted.com

    (bkz: chopin prelüd no 4)

    aramızdan ayrılışının 166. yılında sonsuz sevgi, saygı ve rahmet ile anıyorum. müziğiyle tanışmış olmak büyük şeref. huzur içinde yatsın.
    20 -1 ... moonlight sonata
  • bold pilot un ölmesi

    6.
    temmuz 98'de mirhat'ın ölmesi (öldürülmesi) kadar iç sızlatan acı olay...

    beni bu ölümün sembolik yanı fazlaca etkiledi.

    en yakın 30 40 tane arkadaşım aynı anda ölse, bu ölümün çeyreği kadar acıtmazdı içimi. bold pilot bir sembol. benim gibi birçok insan için çocukluk döneminin sembolü. o öldü, onunla beraber çocukluk günlerimiz de öldü...

    starting box'a girmemekte ısrar ettiği günler dün gibi... keza koşu kazandığında ''özdemir atman'ın, bold pilot isimli atı halis karataş'la koşuyu kazanıyor'' diye yırtınan spikerin sesi de.

    ruhu şad olsun şampiyonun! sen öldün, çocukluğa dair her bir detay da öldü.

    bold pilot
    5 ... moonlight sonata
  • oakland athletics

    3.
    moneyball'ı izleyenler hatırlayacaktır ki oakland athletics normal sezonda üst üste 20 maç kazanıp rekoru eline geçirme adına 20. maçı kansas city royals ile oynamıştı. orada her ne kadar ilk 5 inning'de farkı açmış olsalar da kansas city royals sonlara doğru maça ortak olmuş ve eşitliği yakalamıştı ancak hatteberg'in homerun'ı ile oakland maçı kazanıp, rekoru eline geçirmişti.

    işte bu mevzudaki kansas city royals ile bu sene wild card savaşı verdiler ve oakland son 3 inning'e 7-3 önde girmesine rağmen, maçı 9 - 8 ile kaybetti ve playoff'lara giriş yapamayarak taraftarlarını hayal kırıklığına uğrattı.

    moneyball'daki sahne için;

    https://video.uludagsozluk.com/v/oakland-athletics-126249/

    1 ... moonlight sonata
  • black books

    25.
    ingiliz tarihinin efsane dizisi. spaced nazarımda rakip bile olamaz black books'a. tamam, içerisinde ingilizlerin parmağı olan her çalışma üst düzeydir ancak black books çok farklı bir kulvarda birinciliği elinde bulunduruyor. 3 kişi lan. episodes'un zillisi tamsin greig'i geç, bildiğin 2 kişiyle kahkaha atıyorsun.

    çok değil, 10 gün öncesine kadar bernard'ın kopyasıydım. sadece sorumsuzluk ve insanlardan hazzetmeme konusunda. haz kısmında değişen bir şey olmasa da gevşeklik ve sağlık kısmında değişiklikler yaptım. tam da dizinin ardından bunları yapmış olmam tesadüf elbette. sözün özü, çok güldürdü beni. beş para etmez amerikan yapımlarından fersah fersah iyi.

    --spoiler--
    sigara dumanından çok rahatsız olan cins bir müşteriyle bernard arasına geçen konuşma;

    m- sanırım sigaranızın dumanından ben de neredeyse sizin kadar içmiş oluyorum
    b- takma kafana, sen de bir ara bana içki ısmarlarsın.

    ----

    at yarışı hastalığına tutulan bernard, gün içerisinde başka koşu kalmayınca bayi görevlisi kadına bulaşır;

    b- bir dahaki yarış ne zaman ?
    bg- yarış yok, kapatıyoruz.
    b- şimdi bırakamam, kazanmaya başladım. hadi kendi yarışımızı yaratalım, sen pat'(yanındaki görevli kadın)e karşı. sana bir 60'lık koyacağım, çok çevik görünüyorsun.
    --spoiler--

    dylan moran

    akla düştükçe tebessim ediyoruz.
    9 ... moonlight sonata
  • yeni şeyler getiriyorum